Selamlar,
Bu hafta ağırlıklı olarak bornoz hazırladım.. Tabi annemin büyük yardımını es geçmemem lazım!!
Bunlar dijital baskı yapılmış olan kadife havlular. Her bir desen özenle seçildi.. Kumaşlar hazırlandı; tek tek uygun kalıpta kesildi; tüm aksesuar ve detaylar dikime hazır hale getirildi. Dikim aşaması da oldukça emek gerektiriyor- yorulduk ama neticede güzel şeyler ortaya çıktığı için mutluluğumuz yorgunluğumuzu bastırdı..
Aşağıda hazırladığımız bornozların bir kısmının resimlerini ekliyorum..Umarım beğenirsiniz :)
****Siparişleriniz için lütfen yolalan20@hotmail.com adresinden ulaşınız
Hi all!!
This week I have worked hard and so did my mother -to help me- and we have prepeared amazing bathrobes for women..
These are digital printed-and I have choosen every one of the pattern by myself..
Body block is medium and these are all shawl collar. Collar detail is important here because I have matched collar tone to body colours..
Hope you like them :)
***Please kindly contact to me via my personal mail- yolalan20@hotmail.com
akıl, fikir atölyem.. düşüncelerim, analizlerim, yaptığım ürünler, tasarı ve gerçeğe dönüştürme vs vs..
18 Mart 2014 Salı
Dijiital Baskılı Bornoz
10 Mart 2014 Pazartesi
ÇANTALI PLAJ HAVLUSU
Herkese merhaba!!!
Bugün sizlerle yeni yaptığım plaj havlusunu paylaşacağım. Bu plaj havlusunun özelliği çanta olarak kullanılabilmesi,yani sahile inerken veya havuza giderken ayrıca çanta taşımanıza gerek kalmıyor. Ön kısımda bulunan ceplere telefonunuzu, tablet bilgisayarınızı,kitabınızı ve koruyucu kremlerinizi koyabiliyorsunuz. Pratik ve kullanışlı olduğu için tercih edileceğini düşünüyorum.
Havlu 100% pamuk kullanıyorum, kullanılan kumaş ise çekmezlik özelliğine sahip ;böylece havlunuzu yıkadığınızda kumaşlar küçülmüyor ve büzgülü bir görüntü oluşturmuyor.
Renk kombinasyonunu kendim elimdeki kumaşlar ile yapıyorum. Havlu tipi ve rengine göre mevcut kumaşlar ile cep dikiyorum ve kenarlara şerit yapıyorum.
Plaj havlusunun baş kısmına isteğe göre yastık ekliyorum. Yastık dolgusu elyeaf olduğu için yıkanabiliyor ve çabuk kuruyor.
**Eklediğim video sayesinde nasıl diktiğimi ve çantanın oluşana kadar nasıl aşamalardan geçtiğini görebilirsiniz :)
Bugün sizlerle yeni yaptığım plaj havlusunu paylaşacağım. Bu plaj havlusunun özelliği çanta olarak kullanılabilmesi,yani sahile inerken veya havuza giderken ayrıca çanta taşımanıza gerek kalmıyor. Ön kısımda bulunan ceplere telefonunuzu, tablet bilgisayarınızı,kitabınızı ve koruyucu kremlerinizi koyabiliyorsunuz. Pratik ve kullanışlı olduğu için tercih edileceğini düşünüyorum.
Havlu 100% pamuk kullanıyorum, kullanılan kumaş ise çekmezlik özelliğine sahip ;böylece havlunuzu yıkadığınızda kumaşlar küçülmüyor ve büzgülü bir görüntü oluşturmuyor.
Renk kombinasyonunu kendim elimdeki kumaşlar ile yapıyorum. Havlu tipi ve rengine göre mevcut kumaşlar ile cep dikiyorum ve kenarlara şerit yapıyorum.
Plaj havlusunun baş kısmına isteğe göre yastık ekliyorum. Yastık dolgusu elyeaf olduğu için yıkanabiliyor ve çabuk kuruyor.
**Havlu açıkken işte bu kadar geniş, hem şezlong üzerinde kullanılabilir hem de plajda kumların üzerinde..
** Önce bu şekilde, çanta içerisine girebilecek ende her iki taraftan katlıyoruz. Sonra alt uçtan yukarıya doğru rulo şeklinde katlayıp çanta içerisine yerleştiriyoruz.
** Ve işte havlu bu kadar küçük (35cm X 45cm) bir hale geliyor!!
**Eklediğim video sayesinde nasıl diktiğimi ve çantanın oluşana kadar nasıl aşamalardan geçtiğini görebilirsiniz :)
Etiketler:
CEPLİ PLAJ HAVLUSU,
ÇANTA,
ÇANTA OLABİLEN PLAJ HAVLUSU,
ÇANTALI PLAJ HAVLUSU,
DESENLİ,
DIY,
DİKİŞ,
HAVLU,
KENDİNYAP,
KUMAŞ,
PLAJ,
PLAJ HAVLUSU,
PRATİK,
RENKLİ,
SAHİL,
ŞEZLONG,
YASTIKLI PLAJ HAVLUSU,
YAZ
2 Nisan 2012 Pazartesi
George ORWELL Kimdir?
Orwell, bir İngiliz gazeteci ve 20. yüzyılın iki en önemli romanı 'Hayvan Çiftliği' ve 'Bin Dokuz Yüz Seksen Dört' ün yazarıdır.
Orwell ,Eric Arthur Blair ismiyle doğu Hindistan'da, İngiliz sömürge memurunun oğlu olarak 25 Haziran 1903 tarihinde doğdu.Eğitimini İngiltere'de aldı, Eton'ı terk etmesinin ardından, önce Hindistan İmparatorluk Teşkilatı'na daha sonra İngiliz kolonisine katıldı. 1927 yılında istifa etti ve bir yazar olmaya karar verdi. 1928 yılında, bir yazar olarak başarılı olamaması sebebiyle bir dizi hastalık yaşamasının ardından Paris'e taşındı. 1933 yılında yayınlanan 'Paris ve Londra'da Beş Parasız' adlı ilk kitabında deneyimlerini anlattı. Kitabının basımından kısa bir süre önce, George Orwell adını aldı.1934'te ilk romanı 'Burma Günleri' yayınlandı.
Kendisini, 1920'lerin sonunda anarşist diye niteleyen Orwell, 1930'larda ise sosyalizme yakınlaştı. 1936 yılında, işsiz madencilerin içinde bulunduğu yoksulluk üzerine haber yapmak için kuzey İngiltere'ye gönderildi; buradaki deneyimlerini "Wigan İskelesi Yolu "nda (1937) derledi. 1936'nın sonlarında, Franco milliyetçilerine karşı Cumhuriyetçiler için savaşmak üzere İspanya'ya gitti. Sovyet destekli komünistlerin baskılarından ötürü kaçmak zorunda kaldı. Bu deneyim O'nun ömür boyu anti-Stalinist olmasına neden oldu. 1941 ve 1943 yılları arasında, Orwell BBC için propaganda yaptı. Artık O, kitaplar yazan,yorumlar kaleme alan üretken bir gazeteciydi.
1945 yılında, Orwell'in 'Hayvan Çiftliği' yayımlandı. Stalin'in Rus Devrimine yaptığı ihanete dayanan ve bir çiftlikteki hayvanların yaşadıklarını anlatan siyasi bir masal niteliğindeki eser adını duyurdu, buna bağlı olarak da Orwell yaşamında ilk defa mali açıdan rahatladı. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört' dört yıl sonra yayımlandı. Hayali bir totaliter rejimi geleceğe uyarlayan kitabın başlığı ve pek çok cümlesi derin etki yarattı. "Evim güzel evim", "Büyük Birader seni izliyor" gibi kullanımlar popülerleşti ve günlük kullanımda yer aldı. Orwell artık sağlığını iyice bozan tüberküloz yüzünden 21 Ocak 1950 tarihinde öldü.
Bu biyografi bbc.co.uk sayfasından çevrilmiştir.
Who Is George Orwell?
Orwell was a British journalist and author, who wrote two of the most famous novels of the 20th century 'Animal Farm' and 'Nineteen Eighty-Four'.
Orwell was born Eric Arthur Blair on 25 June 1903 in eastern India, the son of a British colonial civil servant. He was educated in England and, after he left Eton, joined the Indian Imperial Police in Burma, then a British colony. He resigned in 1927 and decided to become a writer. In 1928, he moved to Paris where lack of success as a writer forced him into a series of menial jobs. He described his experiences in his first book, 'Down and Out in Paris and London', published in 1933. He took the name George Orwell, shortly before its publication. This was followed by his first novel, 'Burmese Days', in 1934.
An anarchist in the late 1920s, by the 1930s he had begun to consider himself a socialist. In 1936, he was commissioned to write an account of poverty among unemployed miners in northern England, which resulted in 'The Road to Wigan Pier' (1937). Late in 1936, Orwell travelled to Spain to fight for the Republicans against Franco's Nationalists. He was forced to flee in fear of his life from Soviet-backed communists who were suppressing revolutionary socialist dissenters. The experience turned him into a lifelong anti-Stalinist.
Between 1941 and 1943, Orwell worked on propaganda for the BBC. In 1943, he became literary editor of the Tribune, a weekly left-wing magazine. By now he was a prolific journalist, writing articles, reviews and books.
In 1945, Orwell's 'Animal Farm' was published. A political fable set in a farmyard but based on Stalin's betrayal of the Russian Revolution, it made Orwell's name and ensured he was financially comfortable for the first time in his life. 'Nineteen Eighty-Four' was published four years later. Set in an imaginary totalitarian future, the book made a deep impression, with its title and many phrases - such as 'Big Brother is watching you', 'newspeak' and 'doublethink' - entering popular use. By now Orwell's health was deteriorating and he died of tuberculosis on 21 January 1950.
This biography has been taken from bbc.co.uk
“1984” Romanında Yabancılaşma Teması , George ORWELL
Kitap 1947-1948
yıllarında yazılmıştır. Birkaç farklı isim düşünüldükten sonra kitabın basım
tarihinin son iki rakamının yer değiştirilmesiyle elde edilen “1984” te karar
kılınmıştır. 1948 senesi İkinci Dünya Savaşanın sona erdiği; ancak harp dönemi kaotik
atmosferinin hala hissedildiği süreçte yer alır. Romanın ana karakteri Winston
Smith toplumunu,toplumunun sorunlarını,hislerini, inançlarının tükenmişliğini simgeler. İsmi, savaş sırasında
hem politik hem de aydın bir kahraman
olarak görülen Winston Churchill’le ilişkilendirilmiştir. Soy isim olarak ise İngiltere’de
sıkça kullanılan “Smith” tercih edilmiştir,böylelikle başkahraman
sıradanlaştırılmıştır.
Orwell, karakterini
harikulade biçimde yaratmış ve okuyucunun Winston’a sempati duymasını
sağlayabilmiştir. Karşımızda bir taraftan günlüğüne “kahrolsun Büyük Birader”
yazan veya Julia ile yasadışı ilişkisi olan asi; diğer taraftan yakalanma korkusu
yaşayan paranoyak bir adam bulunmaktadır. Söz konusu kişilik özellikleri ,okuyucusunun
karakter ile özdeşleşmesini; hayatın mekanik ilerlediği, tüm düşüncelerin ve
hareketlerin kontrol edildiği bir toplumda yaşamanın Winston’a verdiği acı ile
ızdırabı hissedebilmesini kolaylaştırmıştır.
İnsan ilişkilerinin,
insani hislerin oldukça zedelendiği Okyanusya toplumunda yabancılaşma
kaçınılmazdır. Çocuklar da dahil herkes bir diğerini izlemek, partiye yapılan
en ufak suistimali bildirmek üzere eğitilmiştir. Winston iyimserliğin mümkün olmadığı, umuttan uzak bir dünyada
yaşamaktadır. Doğruluk Bakanlığı’nda ,geçmişi Parti’nin güncel resmi
kayıtlarına uygun olarak değiştirmekten,başka bir deyişle tarihi “yenilemek”ten
,böylelikle Parti’nin “herşeyi bildiğini” kanıtlamaktan sorumludur. Aslında görevi
ortadan kaldırılmış kişileri aslında hiç
var olmamışlar gibi göstermek amacıyla kayıtları yeniden yazmak, fotoğrafları
değiştirmektir. Orijinal evraklar ise “bellek çukuru”nda yakılarak yok edilir. Winston
tarihte değişiklikler yapabilmekten entelektüel
anlamda haz almasına rağmen, gitgide hakiki geçmişe karşı merak duymaya
başlar,dahası onu öğrenmeye çalışır. Herkesin yalnızca yaşamsal fonksiyonlarını
devam ettirdiği ve Parti’nin buyruklarına
boyun eğdiği bir toplumda Winston, her özgür insan gibi, düşünmeye, sorgulamaya,
sevmeye ihtiyaç duyar.
Winston Smith
geçmişini hatırlamaya çalışır;fakat başarılı olamaz. Yalnızdır, ailesi yoktur,
ailesine ait bir resim ya da bir belge yoktur. Zaman zaman annesi aklına gelse
de gerçek bir duygu yoğunluğu yaşayamaz. Aslında en başta kendi hayatına,
kişiliğine yabancı olduğundan topluma karşı yabancılaşmış hissetmesi sürpriz
değildir.
Kahraman, Zafer
Konakları’nda bir dairede sıkıcı yaşamını devam ettirir; mavi iş önlüğü giyer;kara
ekmek, bitter çikolata ile tatlandırıcıdan oluşan ve Parti tarafından belirli
miktarda dağıtılan yiyeceklerle beslenir; Zafer Cin’i içer yine Zafer marka sigara
tüketir. Her adımının
izlendiği, ağzından çıkan her cümlenin kayda geçirildiği bu ortamda Winston
diğer insanlara inanma hususunda sıkıntı yaşar, bu güvensizlik ile hissizleşir.
Monoton olarak sürüp giden hayatı Julia’yı
fark etmesi ve onunla birlikte olmaya başlamasıyla değişir. Artık dünyaya tek başına
isyan etmiyordur; bir sevgilisi,bir yoldaşı vardır. Parti bu kural dışı aşk ilişkisini öğreninceye
kadar etraftan birlikte soyutlanacak;
topluma yabancılaşmış olma halini beraber yaşayacaklardır.
Güven probleminin
yanı sıra mekanikleşme ve kentsel bozulmalar da Winston’ın yabancılaşmasında
önemli rol oynamaktadır. Yıkık dökük gri binalar, doğru düzgün çalışmayan
asansörler, beklenmedik anlarda kesilen elektrik ile patlayan borular Okyanusya’da
insanca yaşamanın hayli güç olduğunu
göstermektedir. Böyle nedenlerden ötürü de okuyucu ana karakterin uyumsuzluk
sorununu kolayca anlamaktadır.
Özünde Parti
amacına ulaşmaktadır: Parti’nin gizli ekipleri gerçeği değiştirmekte,tarihi
baştan yazmakta, kendilerine karşı gelen kişileri sadece öldürmekle kalmayıp
onların isimlerini ve yüzlerini toplum hafızasından silmektedir. Halkın hangi
koşullarda yaşadıkları ya da nelerden yakındıkları konusuna kafa
yormamaktadırlar. Tele ekranlar vasıtasıyla bireyleri izlemekte ve onlara ne
yapıp ne yapmamaları hakkında buyruklar vermektedirler. Doğal olarak belli
zaman aşımının ardından insanlar böylesi hayat standardına dahi uyum sağlar;
ancak Winston Smith gibi düşünen kişiler bu düzene ayak uyduramaz neticede de
hiç “var olmamış” sayılırlar.
Alienation Theme In The Novel “1984” by George ORWELL
The
book was written in 1947-1948 and named
as “1984” after eliminating a few options by inverting the date. Those were the
years that the war had just ended but the chaotic atmosphere of the war was
still felt. Winston Smith , the protagonist of the novel ,represents his
society and their troubles,their emotions,their lack of belief in everything in
a sense. The first name makes reference to Winston Churchill, one of the famous
British statesman, who is a political and intellectual hero during war. The
surname Smith is a very common English name,thus the main character of the book
is representative of “everyman”.
Orwell
creates his character perfectly and makes reader to symphatize Winston. On the
one hand we have a rebellious man who commits crimes such as writing “down with
Big Brother” in his diary or having an illegal love affair with Julia; on the
other hand he has paranoias about being catched. These characteristics makes
reader to identify themselves with him and experience his pain and agony,
caused by living in a society where life is mechanized like any other machine
and where all thoughts and actions are controlled.
Alienation
is inevitable in a society like the one in Oceania of which human bonds and
human emotions have been destroyed. Everyone,
including children, are taught to keep an eye on one other and report
misconduct to the Party. Winston lives in a World in which optimism is an
impossibility; lacking any real hope. At the Minitrue he is an editör responsible for historical revisionism, concording the
past to the Party’s contemporary official version of the past; thus making the
government of Ocenia seem omniscient. As such, he perpetually rewrites records
and alters photographs, rendering the deleted people as “unpersons”; the original
documents are incinerated in a “memory hole”. Despite enjoying the intellectual
challenges of historical revisionism he becomes increasingly fascinated by true
past and tries to learn more about it. Winston seeks the unadultered truth-and
the only way to attain that is by rebelling against the totalitarian rule of
the Party. In a society where everyone is merely existing
and fulfilling the Party's wishes, Winston continues to think, question, love,
and feel like all free human beings should.
He tries to remember his past but he could not. Winston is alone, he doesn’t have a family and he even doesn’t have their photos or their writings etc. He thinks about his mother sometimes,however he is not able to feel any real emotion. He is a stranger to his own life,own identity indeed; thus his alienation to society, like other characters in the novel, is not suprising.
Winston Smith has troubles about relying on
others. In an environment that all of his behaviours are controlled and all his
speeches are recorded, he cannot trust anybody. This lack of confidence makes
him insensitive. He lives a very dull life in an apartment at Victory Mansions:
he wears blue overalls, eats synthesized food – including black bread, bitter
chocolate, and fake saccharine – rationed out by the Party, drinks industrial
grade Victory Gin, and smokes Victory Cigarettes as a common man untill he recognizes Julia and
builds up a relationship. He is not alienated from real life by himself from
now on, he has a lover and a friend. They will resist together by the time
Party realize this inexcusable love affair.
Mechanization and urban decay affect the
protagonist, as well. Symphatized by the readers , Winston is easily identified with them and they are able to understand his feelings about the world Grey buildings
which are crumbling, never working elevators, unreliable electricity and
plumbing show how mankind and their
needs are neglected.
Party achieves its aim: Inner Party workers change the truth, rewrite the history, not
only kill the rebellious people but also remove their name and body from the
memory of society. They do not think in which condition people do live or from
what they suffer. With the help of telescreens they can follow them and order
them what to do. After a while community gets used to this kind of life style,however,
the ones like Winston is unable to adapt as a consequence he becomes one of the
“unpersons”.
31 Mart 2012 Cumartesi
Otorite Kazanmak İçin "Dil"in Kötüye Kullanılması,Hayvan Çiftliği, George ORWELL
Romanda domuzların totaliter rejimlerini destekleyen pek çok unsur bulunmasına rağmen belki de bunların en önemlisi "dil"dir.İletişimin temel aracı olarak kullanılan "dil"in sadece başkalarıyla ilişki kurmaya,haberleşmeye yaradığını söyleyemeyiz; onun aynı zamanda rejimler ve hükümetler var etme gücünün olduğundan da söz etmemiz gerekir.
Kitabın başlarında "dil"in birleştirici yönü okuyucuyu karşılar.Çiftliğin saygın hayvanlarından Old Major, çiftlikteki hayvanların devrimci duygularını kabartan bir konuşma yapar."Sahip olduğumuz tek gerçek düşman insandır". Söylevin ana fikri budur ve söylev Hayvan Çiftliği'nde büyük yer tutacak olan propagandaların ilk işareti niteliğindedir. Old Major'ın konuşması hayvanları büyüler,onları enerji ile doldurur ve yine Old Major'ın güçlükle hatırladığı "İngiltere'nin Hayvanları" marşı çiftlik ahalisi tarafından daha ilk dinlemede ezberlenir. Öyle ki marş hayvanlarda çılgınca bir heyecan yaratır ve ileride, devrim sonrasında bir araya gelindiği zaman sık sık söylenecektir. Marş da propaganda vazifesi görür. Domuzlar işçi sınıfı hayvanlara ezberlenen marşı aynı anda ahengle söyleterek suni bir ihtişam ve asalet atmosferi yaratır.Marşın, hayvanları bireyselliklerinden uzaklaştırma ve tamamen özgür olmalarını sağlayacak yollardan saptırma gibi bir etkisi bulunduğunu söylemek yanlış olmaz.
Temelde hayvanların uymak zorunda olduğu "değiştirilemez yasalar" şeklinde tanımlanan "Yedi Emir" hayvan olmanın temel prensiplerinden meydana gelmektedir ve domuzlar tarafından üzerinde düşünülüp ortaya çıkarılmıştır.Bu yazılı kurallar "hayvan olma"nın temel ülkülerini ifade eder ve çiftlikteki hayvanlar için yeni bir yaşam için umut vadeder; öte yandan nutuklar ve marş gibi "Yedi Emir" de işçi sınıfını kontrol altında tutmanın başka bir yoludur.
Dilin anlamı çarpıtılabilir. Squealer ve diğer domuzlar hayvanların cahil olmasından faydalanır ve onlara eğitim vermeyi reddeder.Böylelikle istedikleri şeyi istedikleri gibi şekillendirip bilgisiz hayvanların beyinlerini yönetebilirler.Domuzlar turfanda elmaları kendileri için ayırdığı zaman Squealer elmaları almalarının ve sütleri içmelerinin sebebinin menfaatleri gereği olmadığını; bilimin elma ve sütü beynin çalışmasında büyük faydası olduğunu kanıtladığını;bu sebeple beyin gücü olan domuzların istemeye istemeye sırf çiftliğin organizasyonu ve refahı için elma ve süt tükettiklerini belirtir. Bu hayvanların kendilerini domuzlar ile eşit olduklarına inanmalarına yeter. Bir başka örnek Squealer'ın , Boxer ve Boxer'ın hastanedeki son dakikaları hakkında yaptığı söylev olabilir. Son derece özverili,tüm benliğini çiftliğin menfaatlerine adamış bu atın acıklı sonu Squealer tarafından epey çarpıtılarak aktarılır: "Çok yaşa Hayvan Çiftliği! Çok Yaşa Yoldaş Napoleon! Napoleon her zaman haklıdır!" Üstelik Boxer'ın hayvan maması yapılmak üzere bir kasaba yollandığı hakkındaki "saçma dedikodu" da Squealer'ın muhteşem anlatısıyla bir anda unutulur.
Hayvan Çiftliği'nin lideri Napoleon da hayvanları kontrol etmek amacıyla "dil"i kötüye kullanır. Devrimin ilk evrelerinde hiç bir aktif rolü bulunmayan bu karakteri sonraları tüm kontrolü eline geçirmiş olarak görürüz.Snowball'ı devre dışı bırakmak için, alkol içebilmek için, kendisine karşı gelen hayvanları öldürmek için veya evde yaşamak için ve bunlardan ötürü cezalandırılmamak için Napoleon'un kullandığı en etkili silah dil ve hitabet sanatıdır. Tüm bunlar için elbette önce sağ kolu Squealer'ı kullanır ardından birer birer "emir"leri değiştirir. Öte yandan Snowball'ın direk olarak kullandığı uslüp, O her ne kadar Jones'a karşı ansızın yapılan saldırıyı hazırlamış olsa da, hayvanlara liderlik etmiş ve çatışma esnasında yaralanmış olsa da , toplum geliştikçe "Hayvan Komiteleri"ne ilham vermiş;tavuklar için "Yumurta Üretim Kurulu"nu, koyunlar için "Daha Beyaz Yün Hareketi"ni başlatmış olsa da sonunda Snowball'a zarar vermiştir.
Propaganda,hitabet sanatı ve riyakarlığın en açık gerçeklere şekil verme hatta onları değiştirme gücü vardır.Romanda muhteşem bir reformcu olan Snowball adım adım karalanır. Squealer hayvanların bilincini bulandırmak için sıkı çalışır: "Cesaret yeterli değildir", der. "Sadakat ve itaat daha önemlidir. İnanıyorum ki Ahır Savaşı'nda, Snowball'ın yaptıklarının ne kadar abartılmış olduğunun farkedildiği zaman da gelecek. Disiplin yoldaşlar, disiplin! Bugünün sloganı budur. Tek bir yanlış adımla düşmanlarımız tepemize binebilir. Eminim yoldaşlar, Jones'u geri istemezsiniz." Snowball'ın kötülüğün kaynağı olduğu efsanesi böyle başlar. Söylenti Napoleon'u herşeyi düşünen bir lider ve çiftliğin yaratıcısı olarak göklere çıkararaktan kısa zamanda yayılır. Rüzgargülü yapma fikri tabiki Napoleon'a aittir fakat planlar Snowball tarafından çalınmıştır. Rüzgargülü ilk rüzgarda hasar görüp yıkıldığı vakit Napoleon bizzat kendi öne atılıp iz peşine düşer ve Snowball'ın kokusunu aldığını ileri sürerek gece ansızın gelip rüzgargülünü yıkan bu eski çiftlik sakinine kin kusar. Sonraki ilkbaharda Snowball'ın mısır çaldığı, yumurtaları kırdığı, filizlere zarar verdiği vs. farkedilir(!) İneklerin de Snowball'ın gece gelip onlar uyurken sütlerini içtiğini açıklamalarıyla tipik bir uyutma dalgası sağlanmış olur.
Napoleon derin bir araştırma yapılmasını emreder, Squealer hayvanları bilgilendirir, "Snowball, daha en başında Jones ile aynı taraftaymış! Onca zaman Jones'un gizli ajanıymış! Tüm bunlar Snowball'ın geride bıraktığı ve bizim yeni keşfettiğimiz belgelerle kanıtlandı.". Squealer gerçeklerle doğruları karıştırıp hayvanların akıllarını bulandırır ve Napoleon'un Snowball'ı kovmakta haklı olduğunu düşünmelerini sağlar. "Liderliği bir zevk gibi düşünmeyin" ve " Liderlik derin ,bunun yanında ağır bir sorumluluktur" sık kullandığı cümlelerdir. Bütün bu propagandalar hayvanların bir zamanlar devrimin kahramanı olan Snowball hakkında en azılı düşman olarak konuşmalarıni,hatta buna inanmalarını sağlarken Napoleon'un liderliği de kendilerine anlatılan yarımyamalak gerçeklerle saygı görür. Elbette Napoleon kendinden bekleneni yapar: emirleri birkaç sözcükle temelden değiştirir. Diğer domuzlarla çiftlik evinde yaşamaya ve yatakta yatmaya başladığında "çarşaflı" sözcüğünü orjinali "hiçbir hayvan yatakta yatamaz" olan emire ekler ya da kendisine karşı direnişe kalkışan üç tavuğu katlettiğinde bir diğer kural değiştirilir "hiçbir hayvan başka bir hayvanı nedensiz öldüremez". Bunlara ek olarak insan davranışlarını ve insanlara has özellikleri engelleyen " dört ayak iyidir, iki ayak kötüdür" buyruğu " dört ayak iyidir, iki ayak daha iyidir" e dönüşür.
En sonda "Yedi Emir"in tek bir cümle halini aldığı görülür: "Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir." Bu durum dilin ,hitabet sanatının amacından saptırılarak ikiyüzlülükle buluşmasının, duyduğuna inanan ve söylenenlere uyması gerektiğini düşünen bir toplum oluşturmada liderler,yöneticiler tarafından kullanılabileceğini gösterir. Orwell "Hayvan Çiftliği" romanıyla etkili propagandanın,riyakar bir uslubun halkı sessiz tutabileceği; konuşma dilinin toplum üzerinde büyük etki yaratabileceği fikrini okuyucuya aktarır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










